Psikolojik gerilim dozunuzu nasıl alırsınız?

Psikolojik gerilim dozunuzu nasıl alırsınız?

Betül Memiş / memisbetul@gmail.com

“İnsan neden yazma mecburiyeti duyar? Başkalarının isteklerine rağmen neden kendini ayrı tutar, üzerine bir koza örer, yalnızlığa dalar? Virginia Woolf’un odası vardı. Proust’un kapalı pencereleri. Marguerite Duras’ın sessiz evi. Dylan Thomas’ın mütevazı kulübesi. Hepsi de kelimelerle dolacak bir boşluk peşinde. Bakir topraklara nüfuz edecek, sahipsiz şifreleri kıracak, sonsuz olanı ifade edecek kelimelerle. Adanmışlık tek oturuşta bitirilecek kadar keyifli, kendini tekrar okutacak kadar tesirli. Kısa süreliğine de olsa, Patti Smith’le vakit geçirmek bir ayrıcalık.” Amerikalı müzisyen, punk rock şarkıcısı, ressam ve şair Patti Smith’in “Adanmışlık” kitabının tanıtımında yer alan Financial Times yazarı Suzi Feay’nin cümleleri bunlar… Seda Ersavcı çevirisiyle okuyucusuyla buluşan kitabı hâlâ okumayanlardansanız, bilahare göz atarasınız niyetine!

“İnsan neden yazma mecburiyeti duyar ya da bu isteği nerden gelir” sorusuydu İngiliz psikolojik gerilim edebiyatının önemli yazarlarından Ruth Ware’e de sorulan… Kendisini feminist olarak tanımlayan, “10 Numaralı Kamara” (İthaki Yayınları) ile “Kapkaranlık Ormanda” (Yabancı Yayınları) kitapları New York Times çoksatanlar listesine giren ve “çağımızın Agatha Christie”si benzetmesi yapılan Ware, 11. İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali kapsamında İstanbul’a geldi. Son kitabı “Yalan Oyunu” geçtiğimiz hafta, İthaki Yayınları’ndan yayınlanan ve festival sebebiyle Yankı Enki’nin moderatörlüğünde, Kadıköy Penguen Kitabevi’nde okurlarıyla buluşan Ware’ın bu soruya verdiği cevabı ise; küçüklüğünden beri yazdığını, fakat asla kitapları yayınlanmış, dünya çapında bir yazar olabileceğine inanmadığını ama bir yandan da yazmaya devam edip, yazdıklarını yatağının altına koyduğunu, ta ki 30’lu yaşlarına gelinceye dek! O yaşlarda artık reddedilme korkusunu aştığı için yazdıklarını yayınevlerine göndermeye başladığını söyleyen Ware; yazarlığa iş, mesai gözüyle baktığını, çocuklar okuldayken yazdığını ve eve geldiklerinde bilgisayarını kapatıp, sadece “anne” olduğunu belirtiyor.

 

Okurlarına kitaplarını imzalayan Ware, son yıllarda rolü ve önemi artan kadın kahramanlardan, kendi romanlarında daima gerilimin merkezinde olan kadınlardan, kurban ve suçlu olmak arasındaki ilişkiden, kadının toplumdaki konumunun polisiye ve gerilim edebiyatına nasıl yansıdığından bahsetti.
Doğu Sussex, Lewes’ta büyüyen, Manchester Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Paris’e taşınan, ardından Londra’ya yerleşen ve burada garson, kitap satış görevlisi, İngilizce öğretmeni ve basın sözcüsü olarak çalışan Ware, eşi ve iki çocuğuyla hâlâ Londra’da yaşamakta. Ve evet, bakınca iki çocuklu birinin, ailesi için mutfakta leziz yemekler yaparken, boş zamanlarında da korku, gerilim türünde hikaye kahramanlarına roller biçmesi değişik geliyor. Geri kalanını ise, gelin kendisiyle yaptığımız röportajdan dinleyelim.

“Her yazar okunmak ister”

* Yazım tarzınız için polisiye roman, kısa öykü yazarı, şair Agatha Christie benzetilmesi yapılıyor; “modern Agatha Christie” tariflemesi sizin için ne ifade ediyor?

Bu muazzam bir iltifat… Agatha Christie eserlerine bayılırım! Bu karşılaştırma yapıldığında önce epey şaşırdım, çünkü karakterlerimin onunkilere benzemediğini düşünüyorum; hatta benim kötü huylu genç kadın karakterlerimi hiç tasvip etmeyeceğini düşünüyorum. Tabii onun sahne ve kurgusundan ilham alıyorum. “10 Numaralı Kamara”nın kurgusu Christie’nin zenginliği ustalıkla kullandığı “Doğu Ekspresinde Cinayet” ya da “Nil’de Ölüm” romanlarına bir saygı duruşudur.

* Kitaplarınızın bestseller olmasının ya da Sunday Times ve New York Times da dahil olmak üzere dünyanın en çok satanlar listesinde yer almasının sizdeki karşılığı nedir?

Bu elbette muhteşem bir şey… Açıkçası her yazar okunmak ister. Ayrıca hiç gitmediğim ülkelerde, kitaplarımı okuyan insanların olduğunu bilmek inanılmaz bir keyif. Yine de bunun yazın tarzımı etkilemesine izin vermemeye çalışıyorum. Sonuçta yazdığım kitaplar konusunda içim rahat ve bu baskıyı görmezden gelmeye çalışarak yazabileceğim en iyi kitabı yazmaya odaklanmaya çabalıyorum.

 

“Korkularıyla yüzleşen kadınlar”

* Son yıllarda korku ve gerilim tarzında kadın yazarlar ve o yazarların hikayelerindeki kadın kahramanları – karakterleri dikkat çekiyor ki tabii bu üretimlerin kaynağının da İngiltere’den çıkıyor olması ayrıca başka bir mevzu; bu bir tesadüf mü yoksa biz okurların bilmediği bir efsun mu var?

Kadınların bu edebi tarzdaki ani yükselişinin nedenini bilmiyorum. Bu soruyla çok karşılaşıyorum ama halen doğru cevabı bulamadım. Bu konuda söyleyebileceğim tek şey; bunun yeni bir fenomen olmadığı. Suç yazınında, kadınlar her zaman büyük bir güç olmuştur; Agatha Christie ve öncesinden beri. Bana kalırsa bu alanda iyiyiz. Sanırım sayısal olarak karşı cinsin ağır bastığı bir alemde olmak bizi güç ve korku üzerine yazarken daha güçlü, daha hızlı ve agresif olmaya yöneltiyor.

* Kitaplarınızla hiç tanışmamış okurlarınız için romanlarınızı tanımlamanızı istesek?

Korkularıyla yüzleşen kadınlar hakkında sürprizli psikolojik suç romanları demek yerinde olur sanırım. Her kitap epey farklı, bu yüzden hepsi için geçerli bir açıklama bulmak da zor!

“Karakterlerim asla düşünmeyeceğim düşünüyor”

*Bugünün edebiyatını ve kendi yazım tarzınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Polisiye yazarı olmaktan gerçekten gurur duyuyorum. Bunun ötesinde, dünyada bu soruya cevap verebilecek belki de en donanımsız kişiyim!

* Bir söyleşinizde; “Benim hakkımda en ilginç olanın, çok sıradan, huzurlu varoluşumun aksine, cinayet romanları yazıyor olmam…” şeklinde bir cümleniz var. Yazarlar ve ortaya çıkardıkları kitaplar; ne kadar gerçek ve ne kadar hayal ürünüdür?

Bu konuda yalnızca kendi adıma konuşabilirim. Hangi karakterime en fazla benzediğim sorusuyla sürekli karşılaşıyorum ama gerçek şu ki bütün karakterlerimde benden bir şeyler var; en şeytani olanlarında bile. Çünkü onları yazarken, kendimi karakterlerimin yerine koymak zorundayım. Tabii diğer bir gerçek de karakterlerimin hiçbiri olmadığım; hiçbiri otobiyografik değil ve bir şeyi tastamam hayal etmek, o şeyi gerçekten yapmakla ya da yapmayı arzulamakla aynı şey değil. Karakterlerim benim asla düşünmeyeceğim şeyleri düşünüyor ve asla söylemeyeceğim şeyleri söylüyor. Ama bir noktada onların kişiliklerinde yaşadığımı söyleyebilirim.

* Son kitabınız “Yalan Oyunu”na gelirsek; okuyucularınızı nasıl sürprizler bekliyor?

Sürprizi bozmak istemem! Kitap 17 yıl önce aynı yatılı okula gitmiş dört kadın üzerine. Orada (ne olduğunu uzun bir süre öğrenemeyeceğimiz) okuldan atılmalarına sebep olan ve peşlerini halen bırakmamış bir şey yapmışlar. Kitabın açılışında bu sırrın ortaya çıkmak üzere olduğunu öğreniyoruz.

* Dünya yazımında heyecanla beklediğiniz yazarlar kimler?

Ah, çok fazla şey var! Gillian Flynn, Elena Ferrante, Erin Kelly, Megan Abbott… Ve hazır İstanbul’dayken Türkiye polisiye yazarı Ahmet Ümit’i okumam tavsiye edildi.

* Sizi hiç tanımayanlar için edebiyatla mesainizi öğrenebilir miyiz, zira kendi sitenizde paylaşmışsınız ve kendinizi şanslı gördüğünüzden bahsetmişsiniz, biraz bahseder misiniz?

Sanırım eserlerim yayımlandığı için kendimi oldukça şanslı saymalıyım. Küçük bir kız olduğum zamanlardan beri hep yazdım ama eserlerimi yayımlatacakları kadar şanslı olacağımı hiç düşünmemiştim ya da profesyonel olarak yazarlıkla geçineceğimi. Rüya olması ihtimaline karşı her gün kendime çimdik atıyorum.

Beşiktaş’ta 8 ayrılık

“İnsanları sarsmadan bırakmam”

Fenerbahçe’ye çok yakın! Transfer fırtınası…